30 Ocak 2013 Çarşamba

Hikayeci vs Şair


Oturduğu yerden büyük bir hızla doğruldu, heyecanla masanın başına geçti, eline geçen ilk kalemle önündeki boş sayfaya telaşla bir şeyler yazmaya başladı. Yüzünde bir gülümseme belli belirsiz kendini gösterip geri kaçıyordu sürekli. “Yine ne saçmalıyorsun” dedi şair heyecanından bişey kaybetmeden yazmayı sürdüren öykücüye. Güldü öykücü alaycı bir ses tonuyla “saçmalamak sizin uzmanlık alanınız biz olsa olsa kötü yazarız” dedi. Bu saldırıyı beklemeyen şair avına saldırmayı bekleyen dişi aslan gibi olan egosunu öykücünün üzerine salacak fırsatı yakalamıştı. “Bir öykücü ne anlatır ki” dedi, “sizin sayfalarca anlatamadığınızı biz bir mısrada özetliyoruz”. Öykücü durakladı, aslında şair haksız sayılmazdı ama eksikti anlattıkları. Bir aşkı ya da ayrılığı belki tek cümleyle, doğru kelimeleri arka arkaya sıralayarak çok kısa ve anlamlı anlatabilirdi bir şair ama neden ayrılındı neden sevilmişti kısımları hep eksik kalacaktı. İşte hikayeci bu kısımlarla da ilgileniyordu. “Siz cerrah gibisiniz, sadece hastalığın olduğu kısımla ilgilenirsiniz, oysa biz öykücüler olayların bütününe bakarız” dedi şairin yüzüne bile bakmadan. “Bizim sayfalarca anlattığımız ayrıntıları siz anlatmaya kalksanız yazdığınız şiir ömrünüzün tek şiiri olur” dedi öykücü şaire hiç duraksamadan. “Çok şeyi az kelimeyle anlatıyoruz, aptala anlatır gibi anlatmıyoruz, o duyguları yaşayanların anlayacağını şekilde anlatıyoruz biz” diye sert bir karşılık verdi şair. “Kelime başına düşen duygu yoğunluğu şiirde her zaman daha fazladır” dedi öykücü “ama hikayede kelime başına düşen ayrıntı çok daha fazladır”. Şair duraksadı, kitaplıktan bir kitap çekip aldı sayfaları karıştırırken düşünüyordu öykücünün söylediklerini. “Siz mutsuzluktan besleniyorsunuz, oysa biz oldukça mutlu olayları anlatabiliyoruz” dedi öykücü. Şair gülümsedi “trajediler insanlara uç duyguları yaşatır, ama siz bunları görecek durumda değilsiniz” dedi. “Mutlu bir insan normaldir, ve normali herkes bilir, oysa mutsuz olan insan doğasına aykırı davranmış olur ve anlatılacak bir hikayesi vardır” diye devam etti. “Mutlu olmak normal ve insan doğasına uygun olansa eğer neden mutludan çok mutsuz var ve neden öyküden çok şiir ilgi çekiyor” dedi öykücü. Kapı zilinin gürültüsü son kelimeleri zor duyulur hale getirmişti. Şair kapıya yöneldi, gelen evin üçüncü üyesi olan gerçek bir hayatı ve işi olan ev arkadaşlarıydı, “ne tartışıyorsunuz yine” dedi, “şair ve öykücü muhabbeti mi yine?” diye cevabını istemediği belli olan soruyu yöneltti. Sonra sinirli ve alaycı bir gülümse ile “elma ile armudu karşılaştırmayı bırakın ve gidin bi çay koyun da içelim” diyerek odasına doğru yöneldi…




24 Ocak 2013 Perşembe

Misafirlik

Ev Sahibi;


Sabah her zamankinden erken uyandı Özge, ilk defa kendi evinde kalabalık sayılabilecek bir misafir grubu ağırlayacaktı. Daha önce misafirleri olmuştu ama genelde tek kişi ve akraba idi onlar, yani pek misafir sayılmazlardı. Eşi Ahmet hala uykudaydı, Özge uyandırmaya kıyamadı, sadece kendi yapacağı işlerin bir kısmını yapıp daha sonra Ahmet’in yardımı gerektiğinde uyandırmaya karar verdi. Usulca mutfağa doğru geçti, kafasında bir hareket planı vardı ve önündeki 4-5 saatlik zaman diliminin neredeyse her dakikası bu hareket planında bir işe endeksliydi. Misafirlerle ilgili pek bir fikri yoktu zira Ahmet’in çok eski arkadaşlarını ağırlayacaklardı, lakin hiçbiriyle tanışmamıştı daha önce.

Heyecanının büyük kısmını bu gerçek oluşturuyordu, evlendi, hiç bilmediği bir şehre taşındı, ve belki o şehirdeki dostları olan yegane insanları ağırlayacaktı. Eşi dostlarından hep iyi bahsetmişti ve onlarla tanışmak için sabırsızlanıyordu. Çok özenle başladı mutfak işlerine, yapılacak yemekler muhteşem olmalıydı. Önce çay koydu, Ahmet’e seslendi, kahvaltılıkları hazırladı zira doymadan güne başlanmazdı.  Ahmet uyku mahmurluğu ile mutfağa geldi, Özgeye gülümsedi ve içten bir günaydın döküldü dudaklarından.  Hemen kahvaltıya oturdular, Özge’nin çizelgesine uymaları gerekiyordu.

Saatler hızla aktı, koşuşturmaca sonlanmaya yaklaştı, bu arada Ahmet’in telefonu adresi bir türlü bulamayan arkadaşlarca sürekli aranmaktaydı. Özge’nin heyecanı tekrar artmıştı zira koştururken heyecanı oldukça azalmıştı. Az sonra Ahmet apartmanın önüne inerek arkadaşlarını beklemeye başladı. Özge salonda son düzenlemeleri yaparken kapı çaldı.

Misafir;

Bir haftadır bugünü organize edebilmek için uğraşıyordu. Herkes için uygun vakti ayarlayıp ev sahiplerine bildirdikten sonra rahatlamıştı biraz da olsa. Ahmet çok eski dostuydu, ona karşı mahcuptu, düğününe katılamamıştı. Üniversiteden kalma dostlarından hiç biri katılamamıştı. Organizasyon tamamlandı, gün ve saat ayarlandı, hediyeler alındı, misafir olacak arkadaşlarla buluşuldu. Yağmur olarak başlayan yağış kara dönmüştü ve Ahmet ve Özge’nin evleri oldukça yüksek bir yerdeydi. Arabalar park edildi, tek arabayla yola devam edildi lakin onu da cadde üzerinde bırakmak zorunda kaldılar. Hava şartları araba ile devam etmeyi tehlikeli hale getirmişti, eve yakın olduğunu düşündükleri bir noktaya arabayı bıraktıktan sonra yürümeye başladırlar. Bu arada Ahmet ile irtibat halinde kaldılar. Eski günleri hatırladılar, üniversite günlerinde kartopu savaşı yaptıkları bir akşamı andılar, sonra Ahmet’i gördüler, sarıldılar ve eve çıktılar.

Özge ve Ahmet muhteşem bir hazırlık yapmışlardı, evleri çok güzel döşenmişti ama en önemlisi huzur kokuyordu, huzur nasıl kokar demeyin, gerçekten huzur kokan bir yere gittiyseniz anlarsınız. Muhabbet özlenmişti belli oldu hemen, Özge hemen ayak uydurdu eski dostlara. Kahkahalar çayla birlikte yuvarlanırken saatler ilerlemişti. Gitme zamanı gelmişti. Tıka basa dolu mideler ve yüzlerde tebessüm ile tekrarında fayda olduğu hemfikriyle evin ilk misafirleri evden ayrıldılar. Bu ziyaretin tadı misafirlerin damağına kalmıştı. Eminim ev sahipleri de aynı şeyi hissediyordu.

Muhteşem evsahipliğiniz için teşekkürler…









9 Ocak 2013 Çarşamba

Uyanıklık Hali...


Keşke bu kadar güzel olmasaydın, ya da ben seni bu kadar güzel görmeseydim. Gülümsemen küresel ısınmaya katkı sunmasaydı keşke. Sen güldüğünde gerçekten gözlerinin içi gülmeseydi belki o gözler kalbe iz bırakmazdı atların üzerine sıcak demirle basılan damgalar gibi. O kalbin sahibi olduysan kalbe sahip çıksaydın keşke, sahip çıkmayacaksan öyle gülmeseydin.  

Hani seni ilk gördüğüm gün var ya hatırlar mısın bilmiyorum, aramızda 2-3 kişi vardı ve yanımda oturuyordun. Ya da acaba aynı otobüstemiydik, bak ben bile unutmuşum ya da aynı senden bahsetmiyorum. Bir kadın sevdim ama farklı kadınlardı sanırım. Sevdiğim kadının gülümsemesi dünyayı ısıtıyordu ama hepsinin değil. Sevdiğim kadının gözleri iz bırakıyordu, ama hepsinin değil. Sevdiğim kadının sohbeti hiç bitmesin isterdim, ama hepsininki değil. Sevdiğim kadın karşıdan gelirken yoldaki insanlar açılırdı ve ışığından etkilenmemek için yere bakarlardı, ama hepsinde değil.

Kaç kadın sevmiştim acaba, hatırladığım sadece bir ama gerçekten var mı öyle biri onu bile bilmiyorum. Çok güzel sohbet eden bir kadın sevmiştim, çok güzel gülen, çok güzel bakan… Hatta çok güzel seven bir kadın bile sevmiştim. Sonra ne oldu o kadınlara onu da hatırlamıyorum, belki ben kovmuşumdur güzel güleni sohbeti güzel değil diye ya da güzel sohbet edeni güzel bakamıyor diye, hatırlamıyorum.

Sevdiğin kadının resmini çizdirebilir misin bir robot resim uzmanına bir suç işlediğini görsen. Tarif edebilir misin acaba, ben bir kere denedim ve ortaya çıkan sonuç normal bir kadındı ve korktum ben bu kadını nasıl sevdim diye. Neyse ben ilaçlarımı alayım ve uyuyayım tekrar zira uyanıklık bana yaramıyor….




7 Ocak 2013 Pazartesi

Keyifli Bir Yürüyüş

Keyifli bir şekilde yürümeye devam etti, kulağında kulaklıkları vardı ve başında kapşonu. Bu ikili onun üniforması gibiydi artık. Yürümeye başladığında müzik olmazsa kısa sürede yürümekten vazgeçerdi. Yanından geçen çocuğun başını okşadı hafifçe, çocuğu ürkütmemeye özen göstererek. Babasına nazikçe gülümsedi ve hızını azaltmadan yürümeye devam etti. Karşıdan karşıya geçen köpeğin güvenliğinden emin oluncaya kadar durdu, sonra eski temposundan biraz daha hızlı yürümeye başladı durması sebebiyle oluşan açığı kapatmak istercesine. Fırının önünden geçerken taze ekmek kokusu aldığını hayal etti, oysa fırıncının arabasından gelen yanık yağ kokusundan başka koku duyulmuyordu. 3 kuruşa 5 köfte satan saçma lokantanın önünden geçerken liseli gençlerin ona baktığını farketti daha sonra da kendisinin ne yaptığını. Dinlediği şarkıya eşlik etmekle kalmıyor sanki bir sahne performansı sunuyordu. Gençler ona bakıp birbirlerinin kollarına vurarak gülüyorlardı. Sert bir şekilde durdu, gençlere döndü, kulaklıklarını çıkardı. Ortam gerilmiş çocukların kahkahaları yerini gergin bir bekleyişe bırakmıştı. Kafasını kaldırdı, kapşonu çıkardı ve çocuklara doğru reverans yaparak gülümsedi. Yaptığı bu hareket önce tam anlaşılamadı gençler tarafından ama sonra biri alkışlamaya başlayınca ortalık bir anda kahkaha ve alkış gürültüsüne boğuldu. Tekrar kulaklıklarını taktı, kapşonu kafasına geçirdi ve yola devam etti.
Çok hızlı yürüyordu, beraber yürüdüğü herkes bundan şikayetçiydi, o yüzden bir süredir yalnız yürümeyi tercih ediyordu. Zaten biriyle yürürken müzik dinlenemiyor ve sokağın kurallarına uymak zorunda kalınıyordu. Takribi olarak 1 saat yürümeyi planlamıştı ki hep böyle planlar ama yürüyüş 45 dakika sürerdi. Şarkılar birbiri ardına çalmaya devam ediyor hemen hepsine ayak uyduruyordu. Yürüyüşün sonuna yaklaşmış evini uzaktan görmüştü. Yorulmuştu, ama temposunu düşürmeden yürümeye devam etti. Şarkılara eşlik ederek apartmanın önüne kadar geldi. Karşılaştığı yaşlı komşusu hayırdır ne bu neşe diye sordu, gülümsedi ve sadece çok şükür dedi...


19 Aralık 2012 Çarşamba

Sevdiği Kadınları Başkalarıyla Evlendiren Adamlar Derneği

Merhabalar, ben “Sevdiği Kadınları Başkalarıyla Evlendiren Adamlar Derneği” başkanı Ahmet Haybeden. Efendim bakmayın derneğimizin adının bu kadar hüzünlü olduğuna üyelerimiz genelde keyifli insanlardır. Nasıl keyifli olmasın üyelerimiz, neticede az insana nasip olan bir duyguyu yaşadık, gerçekten sevdik. Sanırım bizden daha mutlu olanlar “Sevdiği Kadınlarla Evlenen Adamlar Derneği” ve “Karşılıklı Severek Evlenenler Derneği” üyeleridir. Ya da ben geçen haftaya kadar öyle düşünüyordum, ta ki “Sevdiği Kadınlarla Evlenen Adamlar Derneği”nin başkanı olan arkadaşım Mehmet Gerçeküstü ile karşılaşana kadar. Mehmet çok mutsuz gözüküyordu, sordum mutsuz gözükmüyorum abi dedi, mutsuzum. Neden, neyin eksik, bir insanın en çok isteyeceği şeye sahipsin, şükretmelisin dedim. Bir insan en çok sevdiği kadınla bir ömür istemez de ne ister değil mi dedi. Gülümsedi ama alaycı bir tavırla. Ne kadar şanslı olduğunu bilmiyorsun değil mi dedi, şaşırmıştım, nasıl yani dedim. Çok basit dedi, ben sevdiğim kadınla evlendim ama beni sevenle değil o yüzden sen benden daha mutlusun ve şanslısın dedi. Düşündüm haklıydı en azından beni sevmeyen biriyle birlikte değildim, ya sevdiğim kadın beni sevmeseydi değil mi, Allah korusun.
Mehmet’le beraber bir başka dostumuz olan Selami Şanslı’nın başkanlığını yaptığı “Karşılıklı Severek Evlenenler Derneği”ne doğru yürümeye başladık, ben ne güzel yağmur yağıyor falan derken Mehmet küfrediyordu yağan yağmura. Derneğe vardığımızda kapı hafif aralıktı ve içeriden Ahmet Kaya’nın dertli sesi geliyordu. İçeri seslendim Selami gelin odamdayım dedi. Odasına geçtiğimizde masanın üzerinde içilmiş, içilecek ve içilmekte olan sigaralar durmaktaydı ve içilmiş olanlar diğerlerinin toplamından oldukça fazlalardı. Hayırdır dedim en mutlu olacağına inandığımız adama. Üçümüzden en mutlu olanın sen olması gerekmiyor muydu dedim, gülümsemedi alaycı bile olsa. Öyleydim dedi, ama kısa bir süreliğine, hatta inanır mısınız derneğin üyeleri arasında hala mutlu olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. En kalabalık derneklerden biriydi ama biliyorduk ki çoğu yalan söylemişti. İnsan sevdiği kadının başkasıyla evlenmesini kendisi kolay kabul edemezken nasıl itiraf etsin başkasına değil mi? Bizim derneğin üyesi baya azdı o yüzden diğerlerine nazaran. Neyse Selami’ye sordum hayırdır diye, bilmem hayr mı şer mi ama artık yeni bir dernek kurmanın zamanı geldi dedi, “Karşılıklı Severek Evlenip Birbirinden Nefret Etmeye Başlayanlar Derneği”. Mehmet’le birbirimize hayretler içerisinde baktık. Boş verin dedi Selami, en şanslı, en mutlu sıralamasını değiştirelim. Bence en mutlu sen olmalısın Ahmet diye devam etti ve beni şaşırtacak şekilde Mehmet de onu destekledi. Neredeyse ben de inanacaktım en mutlu olması gerekenin ben olduğuma. Selami anlatmaya başladı; “ne de çok sevmiştik birbirimizi, her şey yolunda gitmişti hiç üzülmeden üzmeden evlendik. Sonra mutluluğun azalan verimler kanunu ile hareket ettiğini öğrenmeye başladım yavaş yavaş. Beraber yaşadıkça hayat keyfimizi kaçırdı, yönetemedik sevgimizi, elbette bunu başaran az sayıda çift oldu ama geneli maalesef başarılı olamadı.” Çok enteresan gelmişti Selami’nin anlattıkları, ben farklı bir projeksiyon çizmiştim oysa sevdiğim kadınla evlenirsem ne olacağına dair.
            Selami ile Mehmet’i “Karşılıklı Severek Evlenenler Derneği”nde bıraktım. Beraber hüzünlerini yaşamalarına izin verdim, sonra uzun bir yürüyüşe çıktım, derneğe döndüm ve yüzümde bir gülümseme kaldığını farkettim…








13 Aralık 2012 Perşembe

Kendime ve Sana Notlar 2

Kendime notlar; asla sorumluluk alma ve eğer sorumluluk aldıysan sorumlulukarını yerine getir. Hak yemekten kork haksızlığa uğramaktan değil. Karar vermekten korkma, özellikle kendinle ilgili olanlardan. Asla daha çok insan seni sevsin diye uğraşma, sevmeleri önemli değil razı olmaları önemli unutma. Çok çalışmana gerek yok hakkını verecek kadar çalış kalanında yaşa. İşin hayatın olmasın hayatın da işin. Yaşar gibi yaşa, yaşarmış gibi yapma. Ölümden korkma, hesaptan kork. Cenazene kaç kişinin geleceğini düşünmei bırak gelenlerin ne diyeceğini düşün. Arabanın markası önemli değil unutma, yanına gitmek istediğin birilerinin olması önemli, ve seninde yanında görmek isteyen birilerinin. Evinin deniz görmesinin manası yok, denizi beraber izleyecek birinin varlığı önemli. Yalnız kalmaktan kork, yalnız kalkmaktan, ama en çok kalbinin yalnız olmasından. Aşk mecburiyet değildir, sevgi de öyle. Herşeyi sevmeyi dene, aşık olmadıysan bile yalnız kalmazsın. Unutma ömür kısa ve hızlı. Bu hıza ayak uydurmayı deneme, kendi hayatını yaşamayı dene. Okuyabileceğin kadar okuma, yeteri kadar oku, okuduğundan daha fazla düşünmüyorsan okumaya ara ver. Kendini tekrara düşüyorsan kendinden biraz uzaklaş, kendin hakkında yeni şeyler öğren. Söyleyecek yeni sözlerin yoksa susmayı dene, düşünmeyi dene. Gerçekten sevmedikten sonra yapman gereken tek şey bunun sebebini sorgulamak olmalı. Ama gerçekten sevmeye konsantre olma, bırak olacaksa olsun. İnsan boğazına hükmedebilir ya da sağlığı elverdikçe ellerine, aklına... Ama unutma insan gönlüne zannettiği kadar hükmedemez. Şükretmeyi öğren, üzüldüğün şeylerin geçici olduğunu bil ve unutma büyük üzüntüler yaşatabilen duygular üzmeden önceki halleriyle çok sevindirmiştir seni. Böyle duygular herkese nasip olmaz unutma.
Sana notlar; sorumluluk alma, insanların sorumluluk almasını sağla, bırak onlar düşünsün. İstediğin herşey senin olmalı ve sen bunlar için çalışmamalısın unutma. Bırak sana sunulsunlar, sunmuyorlarsa nefret et ve nefretinden korksunlar. Ömür seni üzebilecekleri kadar uzun sakın buna izin verme, unutma senin üzülmen tüm insanlığın üzülmesi gibidir. Yalnız kalmaktan korkma seni yalnız sadece yanındakileri doğru insanlardan seçmeye bak. Gerçekten sevilmedikten sonra sakın merhamet gösterme. Bir sürü insan olacaktır etrafında, sakın onlara gülümseyip şımartma, unutma gülümsemen güneşin ışığını bastırır senin. Gülümse tamam ama yapmacık olsun yalvarırım, gözlerini kullanma. 
Ne yaparsan yap kimsenin yanında sonsuza kadar kalma, kimse bunu haketmez...




10 Aralık 2012 Pazartesi

Kendime ve Sana Notlar

Kendime notlar, uyumaktan korkma, uyanmaktan ise asla çekinme. Düşünmekten vazgeçme, farkındalıkların senin kendini koruma yöntemin olsun. Hırsların olmasın, eser miktarda bile, üzüleceksen hırsların olmadığı için üzül. Kendini düşündüğün için kimseyi üzme, kimseyi düşündüğün için de kendini. Onu düşünmekten vazgeçme o seni düşünmese de. O seni düşündüğü için sen onu düşünmüyorsun unutma. Birileri sırf seninle diğerlerinden daha fazla seviyor diye iyi değildir unutma. İyi olduğu için insanları sevme, iyi olduğun için sev. Üzülmekten korkma sen bunula başa çıkarsın, üzmekten kork. Kimsenin hayallerini süsleme, kendi hayallerini asla süsleme. Olmayacağı hayal et ama olacağa amin de. Kimsenin seni üzmesinden korkma, seni sinirlendirmelerinden kork. Öfke duyma, acıma, nefret etme. Yoksaymak en güzel intikamdır unutma. Sevmekten korkma sevilmesen de. Sevilmekten kork eğer sevmiyorsan. Sevgi ihtiyacın değildir unutma. Kendine vakit ayır en az başkalarının sana ayırdığı kadar. Kendinle sohbet et, dertlerini dinle ama asla kendine tavsiye verme. 
Sana notlar, mutlu ol zira sana çok yakışıyor, kimsenin seni üzmesine izin verme zira sana hiç yakışmıyor. Seni düşünmeyeni düşünmekten vazgeç, seni sevmeyeni sevmekten. Sevmekten kork ama sevilmekten korkma, seversen üzülürsün sevilirsen en fazla üzersin. Sen sadece sen olduğun için sevilmelisin unutma. Nefret etmekten çekinme seni üzenlerden, nefret mutluluğa giden en güçlü  duygudur. Kendine vakit ayır diğerlerine ayırdığından daha fazla. Hayal et ve gerçekleşmesi için herkesi seferber et, zira senin hayallerin tüm insanlığın hayallerinden önemlidir. Seni seven insanları sev zira diğerleri senin sevgini haketmiyorlardır. 
Ve asla unutma sen beni senden kurtaramazsın, beni senden kurtarabilecek olsaydın seni severdim gerçekten...