10 Mart 2013 Pazar

Karanlık Nokta


İçinizdeki karanlık noktanın nerede olduğunu buldunuz mu? O nokta aklınızda mı yoksa yüreğinizde mi? Mantığınızın karanlık bir tarafı mı var yoksa? Belki merhamete dair sorunlarınız vardır ki bu karanlık noktanın yüreğinizde olduğunu gösterir. Temel mesele o karanlık noktanın, ki sadece bir taneyse, nerede olduğunu tespit etmektir. Yaptığınız bu tespit karanlık noktanın neden karanlık olduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır. Neden karanlık olduğunu anladığınızda noktayı aydınlatmak için çalışmalar başlayabilir eğer geç kalmadıysanız. Karanlık noktanın varlığını farketmeniz uzun sürmüş veya hatta henüz farketmemiş olabilirsiniz, muhtemelen bir süre sonra geç olacak ve karanlık nokta aramak yerine aydınlık noktalara odaklanmak zorunda kalacaksınız.
Çocukluk deneyimleri, inançlarınız, hayata bakışınızı şekillendiren diğer tüm alışverişleriniz bu karanlık noktanın yerini ve büyüklüğünü belirliyor muhtemelen. Sevgi ile mi büyütüldünüz, korku ile mi, ya da sizi sürekli aşağılayan bir komşu çocuğu oldu mu hayatınızda? Bu ve benzeri soruların cevapları yaşamayı tercih ettiğiniz hayat patikasını neden tercih ettiğinizi gösterebilir size. Size gösterebilir zira siz eğer kendinizi kandırmayı bırakabilirseniz sizi en iyi tanıyan insansınız.
Şimdi hayatınızın nasıl gideceğine dair endişelerinizi bir tarafa bırakın ve hayatınızın nereye gitmesini istediğinize karar verin. Sabah kalktığınızda kendinizi nerede görmek istersiniz aptallığına giriş yapmayacağım sakin olun. Hayatınızın nereye gideceğine karar verin derken sizden bahsediyorum, aslında daha iyi bir inan olabilir misiniz? Daha merhametli? Ya da daha az cimri? Belki kendinizi daha az üzmelisiniz, veya daha bencil olabilirsiniz. Önemli olan ne olmak nasıl olmak istediğiniz, inançlarınız, yaradılışınız, çevresel etkenler vs vs birleşerek size hem bir şekil hem de bir düşünme sistematiği kazandırıyor ve sizin yapmanız gereken bu şeklin ve sistematiğin gerçek size uygun olup olmadığını araştırmak. 


27 Şubat 2013 Çarşamba

Sayenizde...

Bu hayat sanki sizin için yapılmış, ilk defa birine bu kadar yakıştığını gördüm dedi satıcı, ama onun tereddütleri vardı.  Satıcı heyecanlı gözlerle bakıyordu gözlerin içine ve anlatıyordu, bakın çok eğleneceksiniz, bütün gözler sizin üzerinizde olacak bu hayatla birlikte dedi. Bu dakikadan sonra sanki sağır oldu veya büyülendi, satıcı anlatmaya devam ediyordu ama onu duyamıyordu. Herkes bana bakacak diye tekrarladı içinden ve satıcıya dönerek "kalsın almıyorum" dedi büyük bir özgüvenle. Satıcı şaşırmıştı, en ikna edici cümlelerini sıralarken muhattabının gururuna böyle bir karşılık alması onu çok şaşırtmıştı, daha önce bu dükkana girip eli boş çıkan olmamıştı, tam bir efsaneydi satıcılar arasında. Noldu diye soru neresini beğenmediniz bu hayatın? Beklemediği kadar kararlı bir cevap aldı "herkesin bana bakmasını istediğimi nereden çıkardınız?". Satıcı ilk defa böyle bir müşteriyle karşılaşıyordu, "ama herkes ilgi çekmeyi sever" dedi çaresizce. 
Kendisine verilmiş hayatı yaşamıştı yıllarca, içinde rahat olmadan, mutlu hissedemeden, değiştirmeye gücü yoktu çünkü çok sevdiği insanlar vermişti bu hayatı ona. Ama rahat değildi işte... Değiştirmek için tüm gücünü topladı ve hayatını üzerinden atmaya karar verdi. Yeni bir hayata ihtiyacı vardı ama ciddi bir sorun bekliyordu ufukta. Yeni bir hayat edinecek güç... Daha önce çok da istemeyerek üzerine aldığı daha doğrusu üzerine verilen hayat hiç de memnun etmemişti onu. Kısa zamanda kendini salmış artık içinde yaşanmaz bir hal almıştı. Dünyanın fedakarlığını yapıp aldığı hayatı daha keyfini çıkaramadan atmak zorunda kalmıştı üzerinden. Bu sefer iyi düşünecekti, boşa fedakarlık edecek gücü kalmamıştı. Mevcut hayatıyla yaşamak çok güç istiyor ama hiç enerji vermiyordu. Ve karar verildi, bu hayat değişecekti...




25 Şubat 2013 Pazartesi

Karmaşa...


Ya biri beni durdursun ya da onu… Bir duvara doğru yüksek hızla seyreden bir arabayı kullanıyorum. Duvarda bir çatlak görüyor ve direksiyonu oraya doğru kırıyorum, hani belki orası duvarın zayıf noktasıdır ve gerçekten sert bir darbeyle duvarı yıkıp arkasına geçebilirim umuduyla… Duvarın arkasından bir parlaklık yükseliyor, güneş ışığı gibi değil huzur veren bir ışık gibi… Belki ölürken göreceğimiz ya da bayıldıktan sonra ayılmaya başladığımız an gördüğümüz gibi. Sanırım gülümsüyor, çünkü ancak o gülümsediğinde böyle bir ışık yayılır gökyüzüne. Gülümsediğini bilmek mutlu ediyor ama aynı zamanda arabanın hızının artmasına sebep veriyor. Biliyorum bana doğru koşmak istiyor ve fakat duvar yolunu kesmiş, o duvar ya yıkılır ya da ben duvarın bu tarafında helak olurum. O duvar yıkılmazsa eğer o belki gülmeye devam eder ama eskisi gibi değil, mutlu olmaya devam eder ama her zamanki gibi değil…

Olmak istediğimizle olduğumuz arasında farklar var bolca. O farklar belki de bu duvarları yaratan. Olmak istediğimizi neden istediğimizi bilmek ya da ne kadar istediğimizi, işleri kolaylaştırabilirdi. Ne için nelerden vazgeçersin? Ya da kimlerden? Ne olmak istiyorsun kalan zamanında, neler yapmak, nelere inanmak ya da nasıl değişmek? Ya da ilk soru istiyor musun? İstemiyorsan hiç deneme derdim ama ne yöne değişmeyi deneyeceğini bilmiyorum. Dua etmeli insan ve daha iyi biri olmak için çabalamalı, iyi tanımı nedir sizin için bilmiyorum ama benim için salih amel işleyen ve sabrı tavsiye eden demektir.

Dağınık bir yazı oldu zira dağınık bir anıma denk geldi. Değişmek isteyenin Allah yardımcısı olsun. Zira oldukça zor ama başarılırsa çok keyifli…



12 Şubat 2013 Salı

Bilinçaltı...


Özledim yıllardır görmediğimi, nereden geldi aklıma neden geldi neden hala gitmedi ve nerede saklandı bunca zaman bilmiyorum ama geldi ve şimdilik kalıyor sanırım… Belki ve inşallah kısa bir ziyarete gelmiştir. Saklanmamıştır da gelmiştir dışarıdan, hem içeride ne ile beslenecekti ki bunca zamandır. Lanet olası bilinçaltım beslemiş olmalı ki ona bunu yapmamasını defalarca söyledim. Altına söz geçiremeyen bilince ihtiyacım yok dedim ama tamamen bilinçsiz kalmaktan da korkuyorum sanırım. Bilinçaltın besler bişeyleri biliyorum ama ben bilinçaltımı beslememek için uğraşıyorum, o beslendikçe istemediklerimi besliyor. Bilinçaltı tam bir hain, hem benim bilincimden besleniyor hem de bilincimi kaybettiren hatırlatmalar yapıyor. Sistemin kendi içinde yarattığı bir virüs bir bug sanki.
İnsanın bilinçaltında olanlardan haberi olsaydı ama onlara müdahale edemeseydi ilginç hikayeler yazılabilirdi. Bilincin beslediği altı nelere gebe görmek korkunç ve belki çok komik olabilirdi. Böyle habersiz ataklar yerine film izler gibi izleseydik bilinçlerimizi altındakileri. Böylece kendimizden nefret eder ve belki düzelme konusunda kendimizi geliştirebilirdik, şimdi sadece hazırlıksız yakaladı diyoruz…





4 Şubat 2013 Pazartesi

Sorular

Asla cevap alamayacağım sorular sormak gibi bir manyaklığım neden var? Uzun uyanıklıkların ardından gelen bilinç kayıplarını mı özlüyorsun zaman zaman, ya da uzun süre spor yapmadıktan sonra depar atıp bütün bilincinin ve metabolizmanın dengesini yitirmeyi mi? Derdinin ne olduğunu bilmeden sebepsizce üzüldüğünü düşündüğün oldu mu acaba? Birine hakettiğinden fazla değer verdiğini kesin düşünmüşsündür de acaba doğru kişi için düşündün mü bunu? Saatlerce susuz kaldıktan sonra litrelerce suya yumulup su kusana kadar su içmenin çocukluğunda istediklerini alamamış olmanla bir alakası olmadığını farkettiğinde kaç yaşındaydın? İdrar torban seni uyandıracak kadar şiştiğinde tuvalete kalkmak yerine uykunun içine edilmesine izin vermenin sebebi sadece üşengeçlik olamaz biliyorsun değil mi? En çok sorduğun soru "neden ben" farkettin mi? Sence neden sen peki hiç düşündün mü? Ya da neden sen olmayasın diye çabaladığın oldu mu? Sinirlendiğin, küfrettiğin, hırsından ağladığın ya da eline geçenleri duvarlara fırlattığın günleri düşündün mü hiç? Bir işe yaramış mı o kadar sinir seni yaşlandırmaktan başka? Şükretmeyi bilmediğini söylemiştin bir defasında, öğrenebildin mi ya da öğrenmek için bir çaba gösterdin mi? Yanından geçen arabanın yolda biriken suyu üzerine boca etmesiyle bastığın küfrü aklında tut ve hayatının içine ettiğin insanların sana öyle hitap ettiklerini düşün desem sen de bir karşılık bulabilir miyim? Mesela çocuğu soğuk sokaklarda dilenen annelere kızarken o annenin sadece kendi çocuğunun hayatını mahvettiğini oysa kötü yetiştirilmiş bir çocuğun bir sürü kötü zamanın müsebbibi olduğu geldi mi aklına, kötü yetiştirildiğini düşündüğün oldu mu? Hep hayatın anlamının ne olduğunu merak ederdin, kendinden başka bir cevap bulabildin mi? Hayatın merkezinde sen olmadığını öğrendiğinde bunu kabullenebildin mi yoksa intiharı düşündüm mü? 



30 Ocak 2013 Çarşamba

Hikayeci vs Şair


Oturduğu yerden büyük bir hızla doğruldu, heyecanla masanın başına geçti, eline geçen ilk kalemle önündeki boş sayfaya telaşla bir şeyler yazmaya başladı. Yüzünde bir gülümseme belli belirsiz kendini gösterip geri kaçıyordu sürekli. “Yine ne saçmalıyorsun” dedi şair heyecanından bişey kaybetmeden yazmayı sürdüren öykücüye. Güldü öykücü alaycı bir ses tonuyla “saçmalamak sizin uzmanlık alanınız biz olsa olsa kötü yazarız” dedi. Bu saldırıyı beklemeyen şair avına saldırmayı bekleyen dişi aslan gibi olan egosunu öykücünün üzerine salacak fırsatı yakalamıştı. “Bir öykücü ne anlatır ki” dedi, “sizin sayfalarca anlatamadığınızı biz bir mısrada özetliyoruz”. Öykücü durakladı, aslında şair haksız sayılmazdı ama eksikti anlattıkları. Bir aşkı ya da ayrılığı belki tek cümleyle, doğru kelimeleri arka arkaya sıralayarak çok kısa ve anlamlı anlatabilirdi bir şair ama neden ayrılındı neden sevilmişti kısımları hep eksik kalacaktı. İşte hikayeci bu kısımlarla da ilgileniyordu. “Siz cerrah gibisiniz, sadece hastalığın olduğu kısımla ilgilenirsiniz, oysa biz öykücüler olayların bütününe bakarız” dedi şairin yüzüne bile bakmadan. “Bizim sayfalarca anlattığımız ayrıntıları siz anlatmaya kalksanız yazdığınız şiir ömrünüzün tek şiiri olur” dedi öykücü şaire hiç duraksamadan. “Çok şeyi az kelimeyle anlatıyoruz, aptala anlatır gibi anlatmıyoruz, o duyguları yaşayanların anlayacağını şekilde anlatıyoruz biz” diye sert bir karşılık verdi şair. “Kelime başına düşen duygu yoğunluğu şiirde her zaman daha fazladır” dedi öykücü “ama hikayede kelime başına düşen ayrıntı çok daha fazladır”. Şair duraksadı, kitaplıktan bir kitap çekip aldı sayfaları karıştırırken düşünüyordu öykücünün söylediklerini. “Siz mutsuzluktan besleniyorsunuz, oysa biz oldukça mutlu olayları anlatabiliyoruz” dedi öykücü. Şair gülümsedi “trajediler insanlara uç duyguları yaşatır, ama siz bunları görecek durumda değilsiniz” dedi. “Mutlu bir insan normaldir, ve normali herkes bilir, oysa mutsuz olan insan doğasına aykırı davranmış olur ve anlatılacak bir hikayesi vardır” diye devam etti. “Mutlu olmak normal ve insan doğasına uygun olansa eğer neden mutludan çok mutsuz var ve neden öyküden çok şiir ilgi çekiyor” dedi öykücü. Kapı zilinin gürültüsü son kelimeleri zor duyulur hale getirmişti. Şair kapıya yöneldi, gelen evin üçüncü üyesi olan gerçek bir hayatı ve işi olan ev arkadaşlarıydı, “ne tartışıyorsunuz yine” dedi, “şair ve öykücü muhabbeti mi yine?” diye cevabını istemediği belli olan soruyu yöneltti. Sonra sinirli ve alaycı bir gülümse ile “elma ile armudu karşılaştırmayı bırakın ve gidin bi çay koyun da içelim” diyerek odasına doğru yöneldi…




24 Ocak 2013 Perşembe

Misafirlik

Ev Sahibi;


Sabah her zamankinden erken uyandı Özge, ilk defa kendi evinde kalabalık sayılabilecek bir misafir grubu ağırlayacaktı. Daha önce misafirleri olmuştu ama genelde tek kişi ve akraba idi onlar, yani pek misafir sayılmazlardı. Eşi Ahmet hala uykudaydı, Özge uyandırmaya kıyamadı, sadece kendi yapacağı işlerin bir kısmını yapıp daha sonra Ahmet’in yardımı gerektiğinde uyandırmaya karar verdi. Usulca mutfağa doğru geçti, kafasında bir hareket planı vardı ve önündeki 4-5 saatlik zaman diliminin neredeyse her dakikası bu hareket planında bir işe endeksliydi. Misafirlerle ilgili pek bir fikri yoktu zira Ahmet’in çok eski arkadaşlarını ağırlayacaklardı, lakin hiçbiriyle tanışmamıştı daha önce.

Heyecanının büyük kısmını bu gerçek oluşturuyordu, evlendi, hiç bilmediği bir şehre taşındı, ve belki o şehirdeki dostları olan yegane insanları ağırlayacaktı. Eşi dostlarından hep iyi bahsetmişti ve onlarla tanışmak için sabırsızlanıyordu. Çok özenle başladı mutfak işlerine, yapılacak yemekler muhteşem olmalıydı. Önce çay koydu, Ahmet’e seslendi, kahvaltılıkları hazırladı zira doymadan güne başlanmazdı.  Ahmet uyku mahmurluğu ile mutfağa geldi, Özgeye gülümsedi ve içten bir günaydın döküldü dudaklarından.  Hemen kahvaltıya oturdular, Özge’nin çizelgesine uymaları gerekiyordu.

Saatler hızla aktı, koşuşturmaca sonlanmaya yaklaştı, bu arada Ahmet’in telefonu adresi bir türlü bulamayan arkadaşlarca sürekli aranmaktaydı. Özge’nin heyecanı tekrar artmıştı zira koştururken heyecanı oldukça azalmıştı. Az sonra Ahmet apartmanın önüne inerek arkadaşlarını beklemeye başladı. Özge salonda son düzenlemeleri yaparken kapı çaldı.

Misafir;

Bir haftadır bugünü organize edebilmek için uğraşıyordu. Herkes için uygun vakti ayarlayıp ev sahiplerine bildirdikten sonra rahatlamıştı biraz da olsa. Ahmet çok eski dostuydu, ona karşı mahcuptu, düğününe katılamamıştı. Üniversiteden kalma dostlarından hiç biri katılamamıştı. Organizasyon tamamlandı, gün ve saat ayarlandı, hediyeler alındı, misafir olacak arkadaşlarla buluşuldu. Yağmur olarak başlayan yağış kara dönmüştü ve Ahmet ve Özge’nin evleri oldukça yüksek bir yerdeydi. Arabalar park edildi, tek arabayla yola devam edildi lakin onu da cadde üzerinde bırakmak zorunda kaldılar. Hava şartları araba ile devam etmeyi tehlikeli hale getirmişti, eve yakın olduğunu düşündükleri bir noktaya arabayı bıraktıktan sonra yürümeye başladırlar. Bu arada Ahmet ile irtibat halinde kaldılar. Eski günleri hatırladılar, üniversite günlerinde kartopu savaşı yaptıkları bir akşamı andılar, sonra Ahmet’i gördüler, sarıldılar ve eve çıktılar.

Özge ve Ahmet muhteşem bir hazırlık yapmışlardı, evleri çok güzel döşenmişti ama en önemlisi huzur kokuyordu, huzur nasıl kokar demeyin, gerçekten huzur kokan bir yere gittiyseniz anlarsınız. Muhabbet özlenmişti belli oldu hemen, Özge hemen ayak uydurdu eski dostlara. Kahkahalar çayla birlikte yuvarlanırken saatler ilerlemişti. Gitme zamanı gelmişti. Tıka basa dolu mideler ve yüzlerde tebessüm ile tekrarında fayda olduğu hemfikriyle evin ilk misafirleri evden ayrıldılar. Bu ziyaretin tadı misafirlerin damağına kalmıştı. Eminim ev sahipleri de aynı şeyi hissediyordu.

Muhteşem evsahipliğiniz için teşekkürler…